Toplumun Şehircilik Hareketi

Toplumun Şehircilik Hareketi

İstanbul Kent Raporu

Google Gruplar
toplumunsehircilikhareketi grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Şuanda 4 konuk çevrimiçi

3. Köprü Raporu

BANKSY’NİN KASVETLİ DİSNEYLAND’İ: FELAKET KAÇINILMAZSA EĞLENMENE BAK! PDF Yazdır ePosta

Ezgi BAKÇAY

(İlk olarak e-skop.com sitesinde yayımlanmıştır.)

Başkalarının acılarına bakmanın kimseyi isyana sürüklemediği, savaşı eve getirmenin akşam yemeği saatini bile aksatmadığı konusunda anlaşmıştık; soykırım müzelerinin hediyelik eşya dükkânlarını, toplama kampı temalı tatil köylerini dehşet verici buluyorduk; Tarlabaşı’nda düzenlenen sokak sanatı festivalini “yıkıntı pornosu” kavramıyla eleştirmiştik. Ama bu kez durum bambaşka: Hepimiz çocuklar gibi heyecanlıyız. 20 Ağustos’ta Dismaland açıldı![1] Korku tüneline girmeyi cesaret sayan bebeler değiliz; öyle oyuncaklı şeyleri de pek sevmeyiz ama… sonuçta Banksy bu. Özellikle toplumsal hareketler kültürü içinden gelenlerin, Dismaland’le ilgili sosyal medya paylaşımlarına bakılırsa, o şüphesiz bir süper kahraman, illegal, maskeli ve çok ateşli. Direniş ruhunun görsel referanslarını üreterek dünyayı büyülemeye devam ediyor. Ve Dismaland’deki şatosundan tatlı tatlı sesleniyor: “Muhalif olma demiyorum, eğlencesine yine ol. Ama felaket kaçınılmazsa tadını çıkart!”

 
YAŞAM SAVUNUCULARINI DİRENİŞE ÇAĞIRIYORUZ! PDF Yazdır ePosta

(1 Eylül 2015)

Doğayı ve yaşamı, eşitliği ve kardeşliği, özgürlüğü ve barışı, meydan meydan, sokak sokak, ev ev savunacağız!

Varlığımıza kast eden topyekun bir savaşın hedefiyiz. Yaşamımızın her alanını teslim almak isteyen kanlı ve kibirli bir sermaye iktidarı, kendi suretinden bir iç savaş toplumu yaratıyor. Sıradan yağmanın iktidarı savaşı, diktatörlüğü ve baskıyı sıradanlaştırarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Kentlerin meydanlarını; nehirleri, ormanları ve yaşam alanlarını; tarım arazilerini ve kırsal alanları; parkları, bostanları ve maden ocaklarıyla şantiye alanlarında emeği, bir cinnetin yangınıyla sürüp giden yağmaya, talana ve en bencilce çıkarlara boyun eğdirmeye çalışıyor. Sinop’tan Mersin’e Artvin’den İstanbul’a, Dersim’den Hakkari’ye tüm varlığımız; doğamız, kentlerimiz, emeğimiz, çocuklarımız ve tüm yaşamımız varlığına kölece kurban olsun istiyor.

Hepimiz biliyoruz! Bugün savaş, hangi adla ve hangi biçimde karşımıza çıkarsa çıksın, tek bir şeyi amaçlıyor: Paranın ve zorbalığın iktidarına karşı yükselen direnişimizi kırmak; birbirimize uzanan ellerimizi kırmak; yağmayı ve talanı sonsuza kadar sürdürmek! Ve direniş de bugün, hangi adla ve hangi biçimde ortaya çıkarsa çıksın, tek bir şeyi amaçlıyor: Yaşamımızı, yaşam alanlarımızı, insanlık onurumuzu yağmaya, talana, kırıma, barbarlığa; doğanın, emeğin, yaşamın ve halkların düşmanlarına karşı savunmak!

 
THE URBAN ROOTS OF GEZI, ISTANBUL PDF Yazdır ePosta

Bu yazı Passarelle n.10'da İngilizce, Fransızca ve İspanyolca olarak yayınlanmıştır.

 

Toplumun Şehircilik Hareketi, IMECE

September 2013

IMECE is an urban grassroots organization fighting for democratic and egalitarian urbanization in Turkey. Formed in 2006 by people from different occupations, IMECE has been involved in various struggles against neoliberal urban projects in the central and peripheral neighborhoods of Turkish cities including the Gezi Park protests. The organization collectively produces reports and publications on urban issues, disseminates information, provides legal and technical support to other grassroots organizations, and organizes and joins public campaigns regarding urban problems. It can be reached at http://www.toplumunsehircilikhareketi.org/ and Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir .

It is now a truism to state that Gezi Park Revolt in Istanbul represented much more than a resistance against the demolition of a public park. It has articulated long-time grievances, mostly cultural in their content, against Erdogan’s neoliberal and socially conservative government. On May 28th when handful of urban activists and environmentalists resisted the municipal bulldozers entering the Gezi Park at Taksim Square, they had no idea that their defense of the park would lead up to the biggest urban revolt of Turkish history during which 2.5 million people in 79 cities took the streets at the very least.[1] At the heart of the initial conflict was an urban redevelopment scheme that has planned the construction of the replica of a 19th century Ottoman Barracks called Topçu Kışlası to be used as a shopping mall, This was part of a broader urban plan of transforming the Taksim Square contested by the urban activists in the year prior to the protests.

 
YEREL YÖNETİMLER RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 5: KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASINDA YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜNÜ TARTIŞIYORUZ PDF Yazdır ePosta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 41
ZayıfEn iyi 

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına “kültür varlıkları ve koruma” başlığı altında devam ediyoruz.

Günümüzde fiziki korumanın piyasa koşulları içinde sadece zenginlerin karşılayabileceği bir 'yük' olması karşısında yoksul kent emekçilerinin, oturdukları tarihi mahallelerden kapı dışarı edilmesine şahit oluyoruz. Haydarpaşa gibi müşterek alanlarımız tarihsel bağlamından kopartılıp otel yapılmak istenirken Tokludede'de yaşayan İsmet Amca intihara sürükleniyor.

Tam da bu yüzden, fiziki birer varlık olmaktan öte toplumla birlikte 'yaşayan' ve sermayeyle değil kolektif yaşamla korunan tarihi ve kültürel varlık politikalarına ihtiyacımız var.

Lahitin içine ekilen domatesle, üstüne dikilen AVM parantezinde kültür varlıkları ve koruma politikalarını; bu politikalarda yerel yönetimlere düşen rolleri tartışmak istiyoruz.

Başka bir hayatı bugünden kurmak için...

 

Tarih: 25.01.2014 Cumartesi

Saat: 14.00

Yer: Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

Adres: İmam Adnan S. No: 24 K:2 Beyoğlu


 
YEREL YÖNETİMLER RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 4: BARINMA VE SOSYAL KONUT POLİTİKALARINI TARTIŞIYORUZ! PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına “barınma” başlığı altında devam ediyoruz.

Sosyal Konut Nedir? Devletin ekonomik değeri artmış arazileri boşaltmak için yoksulları 20 yıllık borç yükü altına sokarak sürdüğü yerler mi? Her daim icra tehdidi altında yaşamak mı? Kentlerin en ücra yerlerine kurulmuş, birbirinin aynısı, kalitesiz malzemeden yapılmış hapishane modeli evler mi? İnsanların yıllar içinde kendi emekleriyle kurdukları hayatlarından, mahallelerinden, toplumsal çevrelerinden koparılarak birbirlerine ve kendilerine yabancılaştığı, izole hayatlar idame ettirdiği mekanlar mı?

Gelirleri azalırken kiraları artan kiracılar, kentlerin spekülatif gelişmesi içerisinde oradan oraya sürüklenmek, her ana evden atılma korkusu içerisinde bakımsız konutlarda yaşamak zorunda mı?

Yoksulların afetlerde hayatta kalmasının bedeli evsiz kalmak mıdır? Afet mağdurlarına yönelik bir sosyal konut politikası geliştirilemez mi?

Oysa ki spekülasyondan uzak, öz yönetim ve demokratik katılım mekanizmalarına dayanan, kolektif bir yaşamı üretebileceğimiz sosyal konut anlayışıyla, yaşadığımız kentleri, piyasanın ve para sahiplerinin değil, halkın öncelikleri ve istekleriyle yaratabiliriz. Bunları düşünmek için önümüzde dünyadan muhtelif örnekler var.

Katılmak ve katkı koymak isteyen tüm yapı ve bireylerle, bu örnekleri çoğaltmak, barınma ve sosyal konut politikalarında yerel yönetimlere düşen rolleri tartışmak, başka bir hayatı bugünden kurmak için...

Tarih: 09.01.2014 Perşembe
Saat: 19.00
Yer: Eğitim-Sen 6 No'lu Şube
Adres: Sıraselviler C. Sim Apt. No:18/2 Beyoğlu


 
YEREL YÖNETİM RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI 3: BELEDİYE ÖRGÜTLENMESİNİ VE BÜTÇE YÖNETİMİNİ TARTIŞIYORUZ PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi olarak bir yerel yönetim raporu üretme hedefiyle düzenlediğimiz tartışma toplantılarına devam ediyoruz. Bu toplantılarda içerisinde bulunduğumuz seçim atmosferinin, gezide ortaya çıkan bu büyük değişimi yok etmesine, sandık siyasetine indirgenmiş bir demokrasi anlayışına geriletmesine izin vermeden, açtığımız alanlarda kendi kendimizi nasıl yönetebiliriz sorusunu tartışmak istiyoruz.

Önümüzde belediye örgütlenmesi ve bütçe yönetimi konularını tartışacağımız bir toplantı var. Mevcut yerel yönetim sistemini analiz ederek başlayacağız. Yönetim kademelenmesi, yerel yönetimlere dair yasal çerçeve, var olan işleyiş biçimi yanı sıra, önemli olduğunu düşündüğümüz bütçeleme konusunu tartışacağız.

Bütçeler, yüzlerce satırdan oluşan gelir ve gider kalemlerinin alt alta sıralandığı bir takım teknik sayısal belgeler olarak gözümüzü korkutabilir. Ancak şunu hep hatırlamalıyız ki; bütçeler herşeyden önce politik metinlerdir, her zaman birbiri ile uyuşmayan taleplerinin çarpıştığı bir siyaset arenasıdır. Kuşkusuz dünyada var olan çeşitli örnekleri de değerlendirerek yasal olmanın ötesinde meşru olan yolları da gözden geçirmeyi amaçlıyoruz.

Önümüzdeki süreçte, katılmak ve katkı koymak isteyen tüm yapı ve bireylerle; kentsel hizmetler, barınma, ekoloji, üretim, turizm gibi başlıklarda yapacağımız tartışma toplantılarında bir araya geleceğiz.

Başka bir hayatı bugünden kurmak için....

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi


 
BİZ BURADAYIZ, BURAYI VAR EDEN BİZİZ! PDF Yazdır ePosta

Hep biliyorduk, hep de söyledik; kentlerimiz, toprağımız, yaşam alanlarımız, kapitalizmin hegemonyasını ve sermaye ilişkilerini yaratmasının en temel araçlarından biri. Talan, yağma ve şiddet üzerine kurulu, hiç bir tutar yanı olmayan kent politikaları şimdi iktidarın kendi içindeki çekişmede bir ‘saldırı ve yıkma’ aracı olarak kullanılıyor. Bugün yaşanan gelişmeler, bizim yıllardır söylediklerimizin kriminal boyuttaki kanıtlarının ortaya serilmesinden başka bir şey değil; yoksa her şey alenen ortada değil miydi? Halkın yaşam alanları ve doğa, devletin gücü kullanılarak sözde ‘yaşam’ mimarlarına devredilmedi mi?

Emeğimiz ve doğa sömürülürken; bedenimizden evimize, ormanımızdan meydanımıza pervasızca müdahale edilirken sesimizi yükselten bizler faşizan şiddete maruz kalıp canlarımızdan olduk. Ama özgürlük ve demokrasi için mücadele ederken, haklı olduğumuzdan hep emindik.Ve Gezi’de; bedenimize, evimize, sokağımıza, kentimize, benliğimize yapılan saldırılara karşı bir olduk ve yeniden kamusal alanlarımızı kurduk. "Biz buradayız, burayı var eden biziz!" dedik. Şimdi bir kez daha toplanıyoruz İstanbul’un bizim olduğunu haykırmak için! 3. Köprüye, doğanın ve tarihin talanına, kentsel dönüşüme, TOKİ’nin yaşamsız projelerine, AVM’lere karşı eşit ve özgür bir yaşam için! Bu kenti talan etmelerine izin vermeyeceğimizi, başka bir kent hayalimizin olduğunu ve bu hayali gerçekleştirmenin hiç de uzak olmadığını söylemek için!

22 Aralık Pazar günü saat 12.00’de İMECE pankartıyla Kadıköy’de Müştereklerimiz kortejinde buluşuyor 'İstanbul Bizim’ diyoruz.

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi

Buluşma yeri ve saati: Söğütlüçeşme Belediye önü, saat 11.00 Müştereklerimiz korteji

 
İSYANLA, DÜŞLE, AŞKLA, CESARETLE YÜRÜYORUZ… PDF Yazdır ePosta

Gezi direnişi müşterek alanlarımızın gasp edilmesine karşı yüksek sesle “reddediyoruz” dediğimiz güçlü bir isyandı.

Gezi direnişiyle hepimiz, emeğimiz ve bedenlerimizin kâr konusu yapılmasına, ortak alanlarımızın çitlenerek kamuya kapatılmasına, özelleştirilmesine karşı direnen birer “iştirakçi” olduk.

“İştirakçiler” olarak ortak varlıkların herkese açık olması için; devlet otoritesinin tasallutu altındaki kamu mülkiyetini müşterek olana dönüştürmek için; ortak zenginliği demokratik özyönetim yoluyla idare etme, geliştirme ve sürdürme mekanizmaları yaratmak için direniyor; müşterek zenginliklerimizin açık ve eşitlikçi paylaşımına dayalı demokratik bir toplumu hedefleyerek mücadele ediyoruz.

Gezi Parkını sermayeye teslim etmemek için direndik ve kazandık. Şimdi İstanbul için yürüyoruz.

Emekçi semtlerinin emlak şirketlerine, TOKİ'cilere devredilmesine; ormanların "çılgın projelerle" yok edilmesine ve lüks konut sitelerine dönüştürülmesine, kırların ve kentlerin sermayeye peşkeş çekilmesine karşı yürüyoruz.

Afet Yasası’na, 2-B Yasası'na, tarihi, arkeolojik sit alanlarının, kültürel değerlerin geri dönülmez şekilde talan edilmesine, okulların, hastanelerin, sinemaların, tersanelerin, garların otel ve AVM yapılmak için satılmasına, kamusal alanların, parkların, meydanların özelleştirilmesine, sahillerin doldurularak yağmalanmasına, yağmacılara fon oluşturmak için kıdem tazminatlarımıza el koyulmasına "hayır" demek için yürüyoruz.

İsyanla, düşle, aşkla, cesaretle yürüyoruz…

Ethem'le, Ali'yle, Ahmet'le, Ferit'le, Mehmet'le, Abdocan'la, Medeni'yle birlikte yürüyoruz.

Doğayla uyumlu; yaşam alanlarımız ve geleceğimiz hakkında söz ve karar sahibi olduğumuz demokratik bir kentte eşit biçimde yaşama talebimizi haykırmak için yürüyoruz.

22 Aralık saat 12:00’de Kadıköy’de “İstanbul Bizim!” demek için buluşuyoruz.

YOLUMUZ UZUN, BİRLİKTE YÜRÜYORUZ!

MÜŞTEREKLERİMİZ

 
YEREL YÖNETİM RAPORU TARTIŞMA TOPLANTILARI: YEREL YÖNETİMİN DE CİNSİYETİ VAR! PDF Yazdır ePosta

Bir Kadın Sığınma Evi’nin açılışını davulla zurnayla ilan etmek masum bir hata, gözden kaçırma mıdır? Elbette değil. Bir büyükşehir belediyesinin kadınlara yönelik yegane hizmetinin “Hanımlar Lokali” olması, ya da “kentsel dönüşüm” adına mahalleler gasp edilirken ilk yerinden edilenlerin trans bireyler olması da şanssız tesadüfler değil çünkü mahalleyi, kenti, mekanı –hayatın diğer alanlarını olduğu gibi—toplumsal cinsiyet ilişkilerinden bağımsız düşünmek imkansız. Kente, mahalleye, mekana dair deneyimler, sadece toplumsal cinsiyet rolleri ve kimlikleri üzerinden farklılaşmakla kalmıyor; çoğu kez bu rol ve kimliklere dayalı eşitsizlikleri yeniden ve yeniden üretiyor. Kent yaşamının önümüze koyduğu engeller ve imkanlar, ihtiyaçlar ve talepler toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerinden farklılaşıyor, bu ilişkilerin asimetrisiyle şekilleniyor. Mekanın kullanımı, barınma, altyapı hizmetleri, ulaşım, güvenlik, karar verme süreçlerine katılım gibi bir dizi konuda, farklı cinsel kimlikler kentle farklı ve eşitsiz ilişkiler kuruyor. Kent içi ulaşımın kadınlar ve erkekler tarafından farklı şekillerde deneyimlendiği, kentsel güvenliğe yönelik ihtiyaçların cinsel kimliklere göre farklılaştığı, barınma güvencesizliğiyle homofobi ve transfobinin sıkıfıkı ilişkisini uzun zamandır biliyoruz.

Tam da bu yüzden, biliyoruz ki yerel yönetim politikaları ya da politikasızlıklarının da etkileri toplumsal cinsiyet ilişkilerinden azade değil. İmece Toplumun Şehircilik Hareketi’nin yerel yönetim ve politikaları raporu için yerel yönetim ve toplumsal cinsiyeti konuşalım istiyoruz. Kadın emeğinden bedenine, trans seks işçisine, homofobik sokaklardan karanlık sokaklara kadar, evlerden parklara şehirde birlikte yürüyelim. Yerel yönetim raporunun her satırını birlikte işleyelim. Mevcut politikaları, önerdiğimiz politikaları, yaşam alanlarımızı birlikte tartışalım.

Bir kıskaç ve muhtemel özgürlük alanı olarak kenti tartışmak için 15 Aralık 2013 saat 14.00'te buluşalım.

Yer: Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi (İpek S. No:9/2)

4. Kat Nurettin Yalçın Sınıfı Beyoğlu/İSTANBUL

 

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi


 
13. İSTANBUL BİENALİ: BUYRUN SİMYAYA PDF Yazdır ePosta

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi (Bir+Bir, sayı 23, Haziran 2013)

Bienal’in başlangıcı olarak ilan edilen “Kamusal Simya” programının ilk etkinliği olan “Şehri Kamusallaştırmak” İstanbul’da kentsel dönüşümün toplumsal ve kültürel etkisini, vatandaşların buna tepkilerini ve kültürel endüstrilerin bu dönüşümde oynadığı rolü sorgulamayı amaçlıyordu. İlginçtir, kültürel endüstriler meselesine değinen tek konuşmacı Christophe Schaffer oldu. Schaffer’ın sunduğu kapitalist kentleşme tarihçesinin ulaştığı nokta, kültürel ya da yaratıcı endüstri söylemiyle şekillenen yeni kentsel, mekânsal dönüşümler ve bu dönüşümler karşısında ortaya çıkan kentsel direnişlerdi. Shaffer “Neoliberal Kültürel Teşebbüsün Caka Satan Bir Öznesine Nasıl Dönüştüm” adlı işini seyirciyle paylaşırken, Richard Florida’nın sanatçıları kentsel “canlanmanın” itici gücü ilan eden yaratıcı sınıf teziyle sıkça kafa buldu. Shaffer’a göre, soylulaştırmanın öncü öznesi sanatçılar, öncü nesnesi “cafe latte”, öncü mekânı ise bohem kafelerdi. Bu farkındalığın üzerine kurulu ironi yüklü konuşma salonda kahkahalarla karşılanırken, Shaffer’ın sunum sonrasında Koç’un sponsorluğu hakkındaki soruyu “yapılacak bir şey yok” minvalinde geçiştirmesi manidardı. İroni sanatsal ve politik eleştirinin güçlü retorik araçlarından biridir, ancak arada bir durup, eleştiri, ironi ve sinizm arasındaki bağ üzerine düşünmemiz elzem.

Peter Sloterdijk sinizmi “aydınlanmış yanlış bilinç” olarak tanımlar. Sinik bilinç aydınlanmacı akılla donanmış, gerçekliğe eleştirel mesafeyle bakan ve kavrayan, ama bu kavrayışın icabını yapmaya muktedir olmayan, yapmamış olmanın da mutsuzluğunu duyan bir bilinçtir. İKSV’nin binasında, “ağzının kıyısında yamuk bir gülümseme” olarak sinik tutum her yere siniyordu. Sanat ve soylulaştırma arasındaki ilişkinin fakındayız; yapacak bir şey yok: bir kahkaha. Şirket sponsorluğu şerrinin farkındayız; yapacak bir şey yok: bir kahkaha daha. Kültürel endüstrilerin neoliberal kentsel yeniden yapılandırmayı meşrulaştıran araçlardan biri olduğunu biliyoruz; ancak yapacak bir şey yok: son kahkaha.

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack